07 Şubat 2012
Yeni
Çocukluğumun Bayramları »           Eskiden bayramlaşma bir seremoni şeklinde , kalabalık guruplar halinde yapılırdı. Şimdi küçük çocuğumuz bile bizimle gelmek istemiyor. Toplumumuzda bayram dini yönlerinin yanı sıra toplumsal ve kültürel bir kutlama olagelmiştir her zaman. Din ve mezhep gibi ayrımlar yapılmadan kutlanırdı. Nereye doğru gidiyoruz belli değil. Bu milletin çok güzel hasletleri vardı bir zamanlar.           Bayram denildiğinde içimiz kıpır kıpır olurdu. Günler öncesinden başlardı telaş. Anneler ikram hazırlıkları için guruplar halinde çalışırlardı. Hep birlikte yapraklar sarılır , baklavalar açılır , su börekleri yapılır evin uygun ve tacize en uzak bölgesine konulurdu. Koltuklarda örtüler olurdu o dönemler. Bu örtüler bayram hazırlıkları çerçevesinde bir önceki bayramdan sonra ilk defa açılırdı. . Misafire verilen öneme bakar mısınız ?. Kendisinin bile kullanmaya kıyamadığı koltuk takımlarını misafirine kullandıran bir kültürün temsilcileri bugün misafir kabul ederken üç gün düşünüp karar veriyor ve ikramlarda hazır geliyor zaten. Babalar da bayram öncesi hazırlıklarını kendilerince yaparlardı. Mesela o zamanın babaları çocuklarının ayakkabı numarasını bedenini bilirlerdi. Çarşıdan alışveriş yapılır arefe gününde çocuklar sevindirilirdi.           Çocuklarımıza bakalım bir de. Bu çocuklara sizin peşin peşin ayakkabı alıp giydirmeniz mümkün mü ? Zaten bayramdan bayrama yapılan o alışverişler bütün ihtiyacın görüldüğü alışverişlerdi. . Sene boyunca başka ayakkabıda alınmazdı zaten. Bayram sadece o ayakkabının sergilenmeye başlandığı gün olurdu. Ya şimdi ? Tüketim çılgınlığına öyle kaptırmışız ki sene boyunca ve birçok bahaneyle çocuğunuz kendi seçimiyle alışverişini yapıyor , size sormuyor bile neredeyse. Yeni bir ihtiyaç çıkarmanın ise bin bir çeşit bahanesi de hazır zaten.    Salı, 23 Ağustos 2011 09:09
Boşanmanın Çocuklar Üzerindeki Etkileri »Boşanma aile için mühim bir karardır. Birçok anne-baba çocuklarını düşünerek bu kararı erteler veya boşanmayı hiç düşünmez. Çocukların hem biyolojik hem de psikolojik gelişme safhalarının sağlıklı olması için onların iyi beslenme kaynaklarına ihtiyacı vardır. Bu kaynakları, birinci plânda çocuğun doğup büyüdüğü aile ortamı sağlar. Daha sonra ise eğitim safhalarında bu beslenme devam eder. Anne-baba olma, yükümlülükleri ve sorumlulukları olan bir durumdur. Kur'ân-ı Kerîm'de de çocuklara hak ettiği değeri vermek, onları sevip korumak, onların huzuru için çalışmak ve ihtiyaçlarını giderme konusu vurgulanmaktadır. Bir arada yaşayan, rollerin belirli olduğu, mânevî dinamiklerin sağlam bir şekilde zırh oluşturduğu ailelerde, çocuklar daha sağlıklı gelişir. Çatışmanın, bencil ve tek taraflı bakış açısının hâkim olduğu, her ferdin kendi menfaatlerini ön plâna çıkardığı bir ortamda ise, çocukların psikolojisi zamanla bozulur. Boşanma, en fazla çocuklara tesir eder. Çünkü onların çocuksu ve masum bakışında aile, son derece önemli bir müessesedir. Anne babanın bir arada olması, çocuğa güven ve huzur verir. Sürekli çatışma ve kavga ortamının olması, çocuğun hayata bakış açısını bozar. İç dünyası sarsılan çocuğun davranışlarında ciddi bozulmalar görülür. Anne-babalar kendilerine daha 'geçimli' bir aile kurmak için 'geçimsiz' ortamı terk edip, kendi mutluluklarını ararken, onların mutsuzluğuna sebebiyet verirler. Çocukların hayattaki en mühim güven sembolü olan anne ve baba birlikteliğinin bozulması, onlarda psikiyatrik problemleri de tetikleyebilir. Durumun daha iyi anlaşılması açısından bir misâl ile boşanma sürecini açıklayabiliriz: Ailesinin tek çocuğu olan Hasan beş yaşındadır. Anne ve babası çalışmaktadır. Evliliğin ikinci yılında dünyaya gelmiştir. Üç yaşına geldiğinde anne-baba arasında iletişim problemleri başlamıştır. Her ne kadar anne-baba dikkat etse de, çoğu defa anne-baba arasındaki tartışmalara şahit olur. Tartışma sonrası Hasan, büyük bir üzüntü yaşamakta fakat bunu ifade edememektedir. İlerleyen yıllarda Hasan yuvada arkadaşlarına karşı daha sinirli, çabuk ağlamaya eğilimli, yemek yeme ve uyku konusunda uyumsuzluk gösteren, bebeksi davranışları ile dikkat çeken bir çocuk olmuştur. Anne-baba arasındaki çatışmaların neticesinde Hasan'ın gündüz davranışları da değişmiştir. Gündüz yaşanan davranış problemlerinin benzeri, evde de kendini göstermeye başlamıştır. Zaman geçtikçe aile içi stres artmakta ve anne-baba arasındaki tartışmalar şiddetlenmektedir. Birkaç defa aile içi şiddete şahit olmuştur. Netice olarak anne-baba boşanma kararı almışlardır. Boşanma kararını çocuğa söylemişler; ancak bu aşamadan sonra Hasan'ın davranışları daha da değişmiştir. Boşanma kararı söylendikten sonra, Hasan'da sevdiklerini kaybetme ve terk edilme korkusu, gelecek adına kaygılar, annesinden ayrılmak istememe ve mutsuzluk başgöstermiştir. Anne-baba boşandıktan sonra Hasan, annesinin yanında kalmaya, babasını da belli aralıklarla görmeye başlamıştır. Bu misâlde görüldüğü gibi, anne-babaların boşanma süreçlerinde yaşadıkları sıkıntının önemli bir kısmı, çocuklarına yansımaktadır. Her yaşta farklı tepkiler olmasına rağmen, Hasan'ın verdiği tepkiler yaşına uygundur. Bu yüzden boşanma süreci ve sonrasında çocukların ruh sağlığının dikkate alınması gerekir. İdeal olarak anne-babalar, kendi çatışmalarını çocuklarına yansıtmayıp, boşanma sonrasında da çocuğun bu süreçte oluşabilecek olumsuzluklardan etkilenmesini en aza indirmelidir. Anne ve babanın ayrılarak kendilerince huzuru seçmeleri, çocuklarının mutsuzluk ve huzursuzluğu ile sonuçlanıyorsa, boşanma kararı da bencil ve tek taraflı bir karar olarak ortaya çıkmaktadır. Burada her anne babanın 'Ya onların mutluluğu ne olacak? Ya onların duyguları ne olacak?' şeklinde düşünerek tek taraflı karar vermekten kaçınması gerekir. İdare edilebilir veya düzeltilebilir seviyedeki ailevî stresi gidermek için daha da önemlisi, kendimizi daha mutlu hâle getirmek için çocuklarımızı mutsuzluğa itmemeliyiz. Çocuklarda yaşanması muhtemel psikolojik sıkıntıları ise, zamanında fark ederek, destek sürecini başlatmalıyız. Gelişme sürecini tamamlamamış çocukların iç dünyalarının zedelenmemesi için, yapılması gereken her şey yapılmalıdır. Anne-baba ayrılığı yaşayan çocukların, evlilik düşüncelerinde bozulmalar, evlilik hayatlarında daha sık sarsıntılar, özel hayatlarında ise, daha fazla psikiyatrik problemler görülmektedir. Anne-babalar boşanma kararı vermeden önce, çocuklarının bütün hayatını göz önüne almalı, kararlarının neticelerini vicdanlarında hissetmelidirler  Pazar, 07 Ağustos 2011 10:14
Hoşgeldin Ramazan »Ramazan her birimiz için özel ve farklı anlamı olan nadide değerlerimizden biridir. Çocukluk zamanımızda tutulan oruçların yetişkinler üzerindeki etkilerini hatırladığımızda o günlere gider adeta yeniden çocuklaşırız. Anne ve babalarımızın iftar hazırlıkları hala hafızalarımızda tazeliğini korurken bu tazelik her ramazanda yeniden tazelenir. Sahurda bizi de kaldirın diye uyrmamıza rağmen anne ve babamızın bizi uyandırıp uyandırmamadaki karşıt fikirlerinden dolayı yaptıkları kısa tatlı ve yumuşak tartışmalar... Uyumakta olan (!) biz olup bitenleri sessiz sedasız dinlerken sıra sofraya geldiğinde ne yediklerini bilmediğimiz yemeklerin yenilişi sırasında duyulan hapur hupur sesleri, çayların hüüplenmeleri... ahh keşke biri numaradan uykumuzdan uyandırıp sofraya çağırsa nerdeee. Sonra bir iki sağa sola dönme ııh ııh sesleri Annemizin o anda herkesi daha sessiz olmaları için uarılarda bulunması.. Biliyoruz annemiz bu halimizi bilse en evvel kendisi çağıracak ama çocuklar uykuda büyürmüş annemiz için büyümek daha önemli olmalıydı Sabah olunca uyanır uyanmaz neden beni de uyandırmadınız kavgası ve kahvaltı yapmama protestosu... Ne tatlı ramazanlardı.. Dert yok tasa yok borç yok alacak yok sadece oynamak ve mutlu olmak ... Bizim elif 4. sınaıfa geçti . O da her gece yatmadan önce uyandırmamız için bizi sıkı sıkı tembihliyor ancak uyandıran kim Çocuklar uykuda büyür. Çünkü biz artık büyüdük         Salı, 02 Ağustos 2011 14:57

Yorumlarınız

RSS

Çocukların manevî dünyası

  • PDF
Beslenme konusunda çok şey biliyor olabiliriz. Öğrenme bozukluklarını tespit etmekle kalmayıp, yeni eğitim teknikleri geliştirmiş olabiliriz. Ebeveynler olarak iyi anne baba olmaya çalışıyoruz ve çocuklarımıza başarılı bir yetişkin olmak için ihtiyaç duydukları her şeyi vermeye gayret ediyoruz. Fakat, tüm bunlara rağmen, yine de, önemli bir noktayı gözden kaçırıyoruz galiba: Çocukların manevî dünyasını.

Oysa maneviyat kendine güvenin, faziletlerin, ahlâkın ve aidiyet hissinin üzerinde yükseldiği esas temeldir. Hayata yön ve anlam veren odur. Biz çocuğumuz doğduğu anda onunla bir sözleşme imzalamış oluyoruz. Bu sözleşme gereği, çocuğumuzun manevî yeteneklerini anlaması ve bu yeteneklerini akıllıca kullanabilmesi için ona yardımcı olmak durumundayız.

Bütün çocuklar, kendi dünyaları hakkında içsel bir merakla hayata açar gözlerini. Doğuştan sezgiye açık bir yapıları vardır. Ebeveyn olarak bizler, çocuklarımızın bu kıymetli ruh hallerini sözlerimizle, hareketlerimizle ve dikkatimizle besleyebiliriz. Nerede merak duygusu varsa, orada maneviyat vardır. Öyleyse, anne baba çocuğunun merak duygusunu köreltmeyecek şekilde, hatta onu sürekli kışkırtacak tedbirler eşliğinde yetiştirmek zorundadır.

Hayatı bir dua, ruhî bir yolculuk olarak yaşarsak, sıradan diye baktığımız her şey mucizeye dönüşür. Gündelik hayatın karmaşasına son verdiğimizde ve çocuğumuzun da zevk almasını sağlayarak küçük anları yüceltebildiğimizde, onların merak ve sezgiye dayalı ruhlarını onaylamış ve beslemiş oluruz.

“Bu nasıl olacak? Benim hiç zamanım yok” diyen anne babalar, içiniz rahat etsin. O kadar zor değil tüm bu söylediklerimi yapmak. Dışarıda çalışan iki çocuk, üç çocuk sahibi hanımlar, size sesleniyorum. Benim önerilerim her türlü ailede, her türlü ev ortamında uygulanabilecek basit iş parçalarından oluşuyor. İşte size 5 öneri:

1- ÇOCUĞUNUZU DİNLEYİN:

Çocuklar kendilerine ruh üfleyen Ruh’la teması yeni olduğu için doğuştan bilgedirler. Eğer onların içine doğan şeyleri dinler ve değer verirsek, çocuklarımız ruhlarıyla temas kurma yeteneklerini pekiştirirler. Bir çocuk “Kendimi iyi hissetmiyorum anne” dediği zaman, onunla daha derin bir ilişki kurmanın ve kendisini iyi hissetmemesinin nedenini bulmanın zamanı gelmiş demektir. Çocuğumuzu dinlemek, sadece onun en derin hislerinin onaylanmasına yardımcı olmaz, aynı zamanda bizim de zevkli, kendi iç dünyamızı daha iyi görmemize yarayan ilham verici bir şeyler yaşamımızı sağlar. Ben çocuklardan çok şey öğrendim. Onları dinlemeye vakit ayırın. Akşam çocuğunuz uykuya dalmadan önce, parkta birlikte yürürken, sabah kahvaltıda, sadece ikinize ayırdığınız özel bir vakitte olabilir bu. Tüm konuşmayı kendiniz yapmayın. Onun ne dediğine kulak verin. Emin olun ki, ağzından çıkan sözler sizi çok şaşırtacak.

2- SIRADAN OLANA ANLAM KATIN:

Bugünden başlayarak gündelik hayatınıza çocuğunuzla birlikte özel bir anlam katın. Sadece bulaşık yıkamak yerine, sabun kabarcığında yolculuk eden meleği görün. Akşam yemeğinde çocuğunuzla birlikte birkaç tane hurma yiyin. Ruha temas edebilmenin tesirli yollarından biri de müziktir. Çocuğunuzla ruha yükseklik hissi veren müzikler dinleyin. Böylece kısa zamanda çocuğunuz, ruhunu neyin ferahlattığını kavrayacaktır. Apartman hayatı yaşıyorsanız, çocuğunuzun hayal dünyasını beton duvarlar arasında katılaştırmamak için pencerenize konan kuşu gösterin ona. Sık sık dikkatini ağaçlara, yapraklara, göğe, bulutlara ve rüzgara çekin. Onun hayal dünyasından taşırdıklarını, gerçeklik takıntısıyla parça parça etmekten kesinlikle uzak durun.

3- ESNEK BİR YAPI OLUŞTURUN.

Adı üstünde çocuklar kendi başlarına düzen oluşturamazlar. Dünya onlara tahmin edilemez bir yer olarak görünür. Yaşantınızı iyice gözden geçirirseniz, çocuğunuzun hayatında neyi sıkılaştırıp neyi gevşetmeniz gerektiğini görebilirsiniz. Yedi yaşındaki bir çocuk, “Kendimi bir hapishanede gibi hissediyorum. Herkes bana ne yapacağımı anlatıyor. Servis şoförü bile nereye oturacağımı söylüyor” diyerek bana dert yanmıştı. Buradaki hassas nokta, çok katı olmayan, ama güvenliği de elden geldiğince göz önüne alan, çocuğunuzun rahat hareket edebileceği esnek bir yapı oluşturmaktır. Esneklik, çocuğun maneviyatı kadar şahsiyeti için de çok önemli bir ilkedir. Göreceksiniz, çocuğunuza kendi beklentilerinizi ve sınırlarını açıkça ifade ettiğinizde, her şey daha güven içinde yürüyecektir. Tabii esnekliğe bir parça eğlence de eklemeniz gerekiyor. Bu konuda kafanız çok net değilse, çocuğunuza danışabilirsiniz.

4- ÇOCUĞUNUZ İÇİN İYİ BİR AYNA OLUN.

Siz çocuğunuz için bir aynasınız. O aynada siz gündelik hayat ile maneviyatı buluşturabildiğiniz ölçüde, çocuğunuz için iyi örnek olacaksınız. Yaptığınız ya da söylediğiniz her şey, sahip olduğunuz her tutum ve tavrınız, sesinizin tonu, ifade biçiminiz, bunların hepsi çocuğunuza dünyanın nasıl bir şey olduğu ve sizin onunla nasıl bir ilişki kurduğunuzu anlatır. Çocuğunuzun gözünde dış dünyanın aynası da, sizsiniz. Hatta kendisini de sizin aynanızda görür. Eğer çocuğunuz karşısında ruhuyla rahat ve uyumlu bir ilişki kurmayı başarmış bir ebeveyn görürse, muhtemelen kendisi de öyle olacaktır. Allah ve inançlarınızla ilgili bilgi ve hislerinizi onunla gerektiği ölçüde paylaşırsanız, çocuğunuz bunu kendisine model alacaktır. Çocuğunun Rabbiyle iyi ilişkiler geliştirmesini isteyen bir ebeveyn, bunu önce kendisinde görünür kılmalıdır.

5- HER YENİ GÜNÜ YENİ BİR BAŞLANGIÇ YAPIN.

Her yeni günü yeni bir başlangıç yapın. Ebeveyn olarak her yeni güne taze bir başlangıç yapmak sizin elinizdedir. Fakat kendinizi hazır hissetmediğiniz, canınızın bir şeye sıkıldığı zamanlarda, çocuğunuza karşılıksız maneviyat pompalamaya kalkışmayın.

Ruh her zaman hareket halinde olmaktan zevk alır. Çocuklarımız ve kendimiz için affedici olmak, daima ruhumuzu hareket ettiren ve ona nefes aldıran yaşama gücümüzdür. Dolayısıyla biricik çocuğunuzla birlikte olmanın tadını çıkarın. Onları sıkıca sarın, ruhunuzun sıcaklığını onlara aktarın. Ne kadar biz onlara bir şey öğretiyor gibi görünüyorsak da, asıl onlar bizim öğretmenimizdir. Doğal bir hikmet vardır hallerinde. Onlar bizim unuttuğumuz şeyleri görür ve bize hatırlatırlar.

Değerli anne babalar! Çocuklarınızın ruhlarıyla temas halinde kalmalarına yardımcı olalım. Böylece hem onlar zaman içinde ruhlarını yitirmemiş olur, hem de biz kendi ruhumuzla temas kurmuş oluruz.

(Alıntı; Zafer Dergisi'nden..)

Pazar, 21 Aralık 2008 22:38 tarihinde güncellendi